İnsanlar çoğunlukla temel ihtiyaçlarının çizdiği ve kendilerini dürtüklediği şekilde sürüklenen bir hayat yaşarlar. Bunlardan aidiyet, güç ve kabul görme ihtiyaçları bir araya geldiğinde ise makam, sıfat hırsının doğal yaşam ortamı ortaya çıkar. Bizimki gibi her altı kişiden birisinin bir yerin başkanı olduğu düşünülürse Türk toplumunun makam ya da sıfat edinme ve bunu taşıyıp ifade etmek konusunda ne kadar hırslı olduğunu daha iyi anlarız.
Sahsen şahit olduğum bir çok siyasi yarışta gördüm ki, kimilerine göre önemsiz mevkiler kimileri için kişiliğini, onurunu ortaya koyabileceği, kıyasıya mücadele edeceği, kazanamama ihtimalinin kişileri kahrettiği ve kamçıladığı bir yarışa döndüğünü gördüm. İşin kendine göre en trajik tarafı ise yarışa katılanların liyakat ve yetenek ölçülerine göre değil, kendilerini diğerlerinden yaşları, tanıdıkları ve birlikte hareket edebilecekleri insan sayısının nedeniyle üstün görmeleri. Bu kişilerin daha önce layık olmadıkları sıfdatları taşıma fırsatı bulmaları ve bu yönde gelişen alışkanlıkları ise yarışırken yüzsüz ve vurdumduymaz olmalarını kolaylaştırıyor.
Makam yarışı bazen öyle bir hal alıyor ki; aklı başında bir insanın şu muhasebeyi yapmasına neden olabiliyor. Bu kadar hırs ve elde etme arzusuna değecek bir sonuç için mi yarışıyoruz? Yarışırken harcanan enejinin daha verimli alanlarda daha iyi sonuçlar için kullanılması olanağı var mıydı. Doğal olarak bu soruların mantıklı cevapları akıllı insanları aşırı mücadeleden uzak tutar. Bu durumda makam için verilen aşırı mücadele, mücadele etmek konusunda daha dayanıklı ama çoğu zaman makam için harcadığı enejinin ego ve hırsından kaynaklandığını bilmeyen, elde ettiği mevkinin hakkını vermek konusundaki muhasebenin elde ettikten sonra da yapılabileceği gibi savsak düşünce yapısıma yol açabilir. Sonuçta da akıllılar yarıştan çıkar, buna karşın dayankılı ama yararsız olanlar koltuklara oturur. Hiç faaliyeti olmayan bir derneğin seçiminden tutun, en büyük siyasi yarışlara kadar benzer nitelikte bir süzülme ve önce çıkma süreci yaşanır.
Kabul görme, güç ve aidiyet hissindeki tatmine muhtaç eksiklikler, kişilerin bu ihtiyaçların bizimkine nazaran tatmin edildiği toplumlardakine göre daha saldırgan ve hısrlı olmalarına yol açabilir. Çünkü çoğu zaman önemli olan X derneğinin başkanı olmak değil, o dernekten de önemli bir şekilde bir şeyin başkanı olmak ve bu sıfatın sokuşturulduğu cümlelerin çarptığı insan yüzlerinin alması muhtemel şekilleri gölenirken yaşanan hazdan yararlanmaktır.